")

ÇOCUKLUK DÖNEMİ

Hz. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, 13 Recep 1344 H.K. (28 Ocak 1926) sabahı Erdebil şehrinde, fakir bir ailede dünyaya gözlerini açtı. Babası merhum Seyyid Abdurrahim, bir din âlimi; annesi merhum Seyyide Hatice hanım, mümin bir kadın idi. Kendisinden önce sekiz kız çocuğu sahibi olmuşlardı.
Ailesinin tek: ve son erkek çocuğu olan Ayetullah Erdebilî, 1928 yılında iki yaşındayken annesini kaybetti. Ablaları onun bakımını üstlendiler.
Çocukluk döneminin hatıralarından birisi, bulûğa erişmeden önce gördüğü bir rüyadır. Kendileri olayı şöyle anlatıyorlar:
"Çocukluğumda İmam-ı Zaman (a.s)'la görüşmeyi çok arzuluyordum. Bundan dolayı kitaplarda Hz. Veliyy-i Asr (a.s)'la görüşmek için zikredilen bütün amelleri yerine getiriyordum. Hatta müstahapları bile terk etmemeye çalışıyordum. Sonunda onu (a.s) rüyamda gördüm. Ayaklarına kapanarak bana bir şey vermesini istedim. Hazret, mübarek parmağındaki firuze taşlı yüzüğünü çıkartarak benim parmağıma taktı."
Bu rüyayı babama anlattığımda babam bana: "Bundan sonra senin için hiçbir kaygım yoktur. Çünkü sen İmam-ı Zaman (a.s)'ın lütuflarının gölgesi altında olacaksın" dedi.

 

AİLESİNİN EKONOMİK, DİNİ VE SİYASİ DURUMU

Çok dindar bir âlim olan babası, ailesini İslam dinini tanıyan, ona amel eden ve imanı güçlü olan kişiler olarak yetiştirmek istiyor, bunda kararlı davranıyordu.
O günler Rıza Pehlevi'nin saltanatı dönemiydi. Rıza Şah İngiliz efendilerinin emriyle her gün yeni bir siyaseti baskı ve şiddet ile uygulamaya koyuyordu. Bir gün ortak kıyafet adı altında halkın elbisesini ve şapkasını değiştiriyor, başka bir gün hicabın açılması mecburiyetini getiriyordu. Yas merasimlerini ve vaazları yasaklıyor, ulema elbisesine (sarık, aba) de yasak getirerek onları baskı altına alıyordu.
Bu uygulamaların karşısında ulemadan bir kısmı, evlerinde oturarak sabır ve bekleme siyasetini seçtiler. Bir kısmı, elbiselerini değiştirerek ulema sınıfından ayrıldılar ve başka meslekler seçtiler. Az olmayan başka bir grup da teslim olmayarak direndiler. Yoğun baskılara tahammül edip, gizli veya açıktan mücadele ettiler. Merhum Seyyid Abdurrahim de bu mücadeleciler arasındaydı.
O, Pehlevi saltanatının tüm uygulamalarını şeriata aykırı ve haram biliyordu. Onun bu fikir yapısı, o günkü İran'ın siyasi ve toplumsal yapısından dolayı, birçok zulümlere, baskılara maruz kalmasına sebep olmuştu. Öyle ki bazen aylarca evden dışarı çıkmıyordu. Çok zaruri ihtiyaçları olması durumunda gecenin karanlığında, büyük bir tedirginlikle dışarı çıkıyor ve çok hızlı bir şekilde eve dönüyordu.
O günlerin koşulları o kadar korkunçtu ki bazı tanıdıkları ve dostları dışında kimse onun evine gitmeye cesaret edemiyordu. Bu durumun tabii sonucu da, ailesinin fakirliğinin günbegün artması, hatta birçok günleri bile ailesinin aç olarak geçirmesi idi.
1941 yılının Eylül ayında Müttefiklerin İran'a saldırması, Rusların Azerbaycan bölgesine girmesi ve Rıza Pehlevi'nin İran'dan kaçmasıyla, İran'ın içtimai durumunun karışması sonucu, halk hükümetin baskı ve zulümlerinden kurtuldular. Ulemaya uygulanan sınırlamalar azaldı. Böylece halka bu aileye de gidip gelme imkânı doğdu.

 

OKULA VE DİNÎ İLİMLER EĞİTİMİNE BAŞLAMASI


Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, öğretimine altı yaşında mektephaneye girerek başladı. Orada, Kur'an, İlmihâl (ahkâm), Gülüstan, Tenbih-ul Gafilin, Nisabus Sibyan, Gülzar-ı Bahar, Ebvabu'l-Cinan, Mecalisu'l-Muttakin, Tarih-i Mu-cem, Durre-i Nadiri, Tarih-i Vessaf, Hesap, Farsça ve diğer bazı kitapları öğretmenlerinin huzurunda okudu. 1939 yılında Arapça eğitimine başladı. 1940 yılında dini ilimlere devam etmek için Erdebil şehrindeki Molla İbrahim Medresesi'ne girdi.
O zaman Erdebil'de üç tane dini ilimler medresesi vardı. Bunlar, Mirza Ali Ekber, Salihiyye ve Molla İbrahim medreseleri idi. Bu üç medreseden birincisi ilkokul, ikincisi ise İranlı Kafkas muhacirleri için barınak hâline getirilmişti. Dini ilimler talebelerinin kaldığı tek medrese olarak Molla İbrahim Medresesi kalmıştı. O zaman için orada dini ilimlere fazla bir rağbet yoktu. Öyle ki bu medresede sadece dört tane talebe vardı. Ayetullah Erdebilî, bu zor koşullarda dini ilimler eğitimine başladı. Camiu'l-Mukaddimat, Suyuti, Cami, Mutavvel, Haşiye-i Molla Abdullah, Şemsiyye, Meâlim ve Şerayi derslerini 1943 yılına kadar bu medresede okudu.
Müttefiklerin İran'a girmesinden ve halkın devlet zulmünden biraz olsun rahata kavuşmasından sonra, gençler dini ilimlere rağbet etmeye başladı. Molla İbrahim Medresesi'ne yeni talebeler alındı. Bu genç talebelerin medreseye gelişi, Erdebilî'nin ilk derslerini vermeye başlamasına yol açtı.
Dini ilimlerin mukaddimeleri olan Sarf, Nahv ve Mantık derslerini gençlere öğretiyordu. Bunun yanında yirmi yıllık Rıza Han diktatörlüğü ardından doğan kültürel boşluğu doldurmak için Erdebil yöresinde vaaz meclisleri düzenliyordu.

 

KUM'A HİCRET


Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, 1943 yılının Ramazan ayında Kum şehrine hicret ederek, tahsiline orada devam etmeye karar verdi. Aynı yılın Ramazan ayının sonunda Erdebil'den çıktı ve Şevval ayının dördüncü günü mukaddes Kum şehrine vardı. Feyziye Medresesi'nin bir odasına yerleşti. Kum'daki ikameti yaklaşık üç yıl sürdü.
Bu müddet içerisinde Lüm'ateyn, Resail, Mekasib, Kifayeteyn, Haric-i Usul derslerinden u-mum ve husus, mutlak ve mukayyed, mücmel ve mübeyyen bahislerini, bir miktar Kur'an tefsiri, Felsefe de Manzume'nin Vücud-i Zihnî bahsini ve Meybudi'nin Şerh-i Hidaye'sini okudu. Aynı zamanda Meâlim, Lüm'ateyn ve Kavanin dersleri verdi.
Bu süre boyunca değerli üstatlardan faydalandı. Mekasib ve Kifaye'nin birinci cildini Ayetullah Uzma Seyyid Muhammed Rıza Gülpaygani; Mekasib, Kifaye'nin ikinci cildi, Meybudi'nin Şerh-i Hidaye'sini Ayetullah Uzma Hacı Seyyid Ahmed Hansari; Resail'i Ayetullah Hacı Şeyh Murtaza Hairi ve Ayetullah Sultani; Manzume'yi Ayetullah Hacı Mirza Mehdi Mazenderani; Esfar'ı ise Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai'nin -Allah hepsine rahmet etsin- huzurunda okudu.
Eğitim ve öğretimin yanında Muharrem, Sefer ve mübarek Ramazan aylarında Hamedan, Urumi-ye, Bender-i Enzeli gibi İran'ın çeşitli şehirlerine tebliğe gidiyor, oralarda çeşitli vaaz ve saire toplantıları düzenliyordu.
O tarihte Ayetullah Hüccet Kuhkemerei Ayetullah Seyyid Muhammed Taki Hansanri ve Ayetullah Sadruddin İsfahani Kum ilim Havzası'nın önderleri konumundaydılar. Ayetullah Feyz Ayetullah Kebir ve Ayetullah Ruhani Havza'nın dâhili işlerim idare etmekte onların yardımcıları sayılıyorlardı ikinci derecedeki şahsiyetler arasında, Ayetullah imam Humeyni (r.a), Ayetullah Seyyid Muhammed Rıza Gülpaygani, Ayetullah Hacı Şeyh Muhammed Ali Eraki ve Seyyid Muhammed Damad -Allah hepsine rahmet etsin- bulunuyorlardı. Bunlar, Havza'nın yüksek derslerinin öğretimiyle meşgul oluyorlardı.
O günlerde Kum ilim Havzası'nm büyüklerinden bazıları, ilim havzasını yükseltmek için merhum Ayetullah Uzma Burucerdi'yi (r.a) Kum'a davet etmeye karar verdiler. Bu âlimlerin çabasıyla Ayetullah Burucerdi Kum'a geldi. Onun ders vermeye başlamasıyla ilim havzası daha verimli ve hareketli olmaya başladı.
O yıllarda yabancı güçlerin İran'a saldırmasıyla ülkenin, buna paralel olarak da Kum'un siyasi durumu karışık hâl aldı. Öte taraftan Rus kuvvetlerinin Azerbaycan'daki varlığı, Azeri ailelerin yardımlarının kesilmesine sebep olmuştu.
Bu nedenle Azeri öğrenciler çok zor durumda kalmışlardı. Aynı günlerde, Ayetullah Uzma Seyyid Ebu'l-Hasan İsfahani (r.a.) Necefte vefat etti. Onun vefatı Şia dünyasında, özellikle İran'da büyük bir yankı uyandırdı. İran'ın o günkü hükümeti bu âlimin ölümüne önem vermekle bir taraftan Tudehlileri ve muhalifleri zayıf düşürmek, diğer taraftan imkan dâhilinde Necef İlim Havzası'nın merkezini Kum'a taşımayı amaçlıyordu. Böylelikle ulemanın halk arasındaki mevkisinden yararlanarak ülkenin siyasi istikrarsızlığını gidermeyi amaçlıyordu.
Bu hedef doğrultusunda Muhammed Rıza Pehlevi, Ayetullah Uzma İsfahani'nin (r.a.) vefatı dolayısıyla Ayetullah Uzma Burucerdi'ye (r.a) bir tesliyet telgrafı gönderdi. Bu, Kum İlim Havzası'nın gücünün ne derecede arttığının bir göstergesiydi. Gerçi Pehlevi rejimi sonradan bu gibi hatalarından doğan tehlikelerin farkına vardı ama ne yaptıysa ulemaya ve ilim havzasına yönelen sevgiyi ortadan kaldıramadı.
Bir yandan merhum Ayetullah Burucerdi'nin bariz ilmi şahsiyeti, diğer yandan zamanın hükümetinin tarafsızlık politikası neticesinde Havzanın büyüklerinin Kum ilim Havzası'nı güçlendirip derinleştirme doğrultusundaki çabaları neticeye ulaştı. Ulema her taraftan Kum'a akın etti. Havza kaynamaya başladı. Aynı zamanda Necef Havzası da önceki huzur ve sükûnetini koruyor ve ilim tahsili için sakin bir muhit sayılıyordu.
O günlerde en büyük hedefi ilim tahsili olan Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, tahsil ve tedris için sakin ve sessiz bir ortam arıyordu. Necef i bunun için uygun buldu ve oraya gitmeye karar verdi.

 

 NECEF-İ EŞREFE HİCRET


Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, Kum İlim Havzası öğrencilerinden üç kişiyle birlikte Necef e hicret etmeye karar verdiler. Üç kişiden ikisinin vazgeçmesiyle, üçüncü şahıs olan merhum Şeyh Ebulfazl Helâlzade, Erdebilî ile birlikte 7 Kasım 1945 (1 Zilhicce 1364 H.K.) tarihinde Kum'dan Necef e doğru hareket etti. O zaman kanuni olarak Irak'a gitme imkanı olmadığından veya bunun çok zor olduğundan kaçak olarak Hurremşehir ve Ervendrud yoluyla, Irak'ın Basra şehrine girdiler. Büyük zorluklara ve meşakkatlere göğüs gererek Basra, Abbasiye ve Divaniye şehirlerinden geçip Allah'ın yardımıyla Zilhicce ayının 7. gününün ikindi vaktinde Necef-i Eşrefte Seyyid Medresesi'ne girdiler. O günün gecesi Arefe gecesiydi. Necef İlim Havzası'ndaki geleneğe göre ziyaret guslü alıp aynı gece Kerbela'ya gittiler. İki gün sonra Necef e dönerek derslerine başladılar.
Ayetullah Uzma Erdebilî, tahsil hayatının en güzel günlerinin, Necefde geçirdiği günler olduğu kanısındadır. Orası emniyetli, sakin, sessiz bir yerdi ve bu koşullar eğitim için çok uygundu. Kendisi de bu uygun ortamdan faydalanarak büyük bir şevkle büyük üstatların derslerine katılıyordu. Havzada bu büyük âlimlerden aldığı derslerin yanı sıra da araştırma yapıyordu.

 

NECEF'DEKİ İLMİ FAALİYETLERİ 


Ayetullah Uzma Erdebilî, Necefde ikamet ettiği müddet içerisinde usul-u fıkıhta kat' ve zan, beraat ve iştigal ve mebahis-i elfazm bir miktarını; fıkıhda a'dad ve evkat-ı salat, kıble, libas-ı musal-li, mekan-i musalli, halel-i salat ve mekasib bahislerini merhum Ayetullah Uzma Hoi'nin huzurunda; tehareti abdestin sonuna kadar merhum Ayetullah Uzma Hekim'in huzurunda; içtihat ve taklit konularını merhum Ayetullah Uzma Mirza Abdulhadi Şirazi'nin huzurunda; bey' kitabının evvelini merhum Ayetullah Uzma Milani'nin huzurunda; bey'us sabiyi merhum Ayetullah Uzma Şeyh Muhammed Kâzım Şirazî'nin huzurunda; Urvet-ul Vuska kitabının bir miktarını merhum Ayetullah Uzma Şeyh Muhammed Kazim Al-i Yasin'in huzurunda; felsefede tabiiyyat'tan Menzume'nin sonuna kadar merhum Sadra'nın huzurunda; okudu. Bunlara ilaveten Ayetullah Uzma Hoi, Ayetullah Uzma Milani, Ayetullah Uzma Hekim'in derslerinin takriratını yazdı.
Necefteki ikameti, iki yıl gibi kısa bir süre olmasına rağmen, Necef üstatlarının fıkıh ve usul dallarında Şia'nın son asırlardaki büyük ulemasından olmalarından dolayı kendisi için ilmi olarak çok faydalı oldu. Bu üstatların fıkıh, usul ve felsefedeki dikkatlerinin, onun ilmi ve kültürel şahsiyetinin rüştünde büyük tesirleri vardı.

 

İRAN'A DÖNMESİ


O tarihte Irak'ın siyasi durumu bozulmaya yüz tutmuştu. Halk, İngiltere'nin uşağı olan mevcut hükümete karşı ayaklanmışlardı. Ayaklanma şiddetlendi; Bağdat, Necef ve diğer bazı şehirlerde kanlı çatışmalar oldu. Sonuçta Salih Cabir hükümeti düştü ve merhum Seyyid Muhammed Sadr hükümet kurdu. Bir süre sonra merhum Sadr'ın hükümeti de düştü. Yabancıların uşaklarından bir başkası olan Nuri Said hükümeti ele geçirdi.
O sırada Ayetullah Uzma Erdebilî'ye babasının şiddetli bir şekilde hasta olduğuna dair bir mektup ulaştı. Mektup onu çok üzdü. Kalmayı çok istemesine rağmen Irak'ı terk etmek zorunda kaldı. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, Irak'tan döndükten sonra 1948 yılında tekrar Kum'a gelerek Feyziyye Medresesi'nde bir odaya yerleşti. Kum'a geldiği zaman kısa bir süre sonra tekrar oraya dönmeyi düşünüyordu. Bu sebepten dolayı Necefdeki eşyalarını getirmemişti. Ama takdir-i İlahi bunun tersine cereyan etti. Artık eğitim için bir daha Necef’e dönmedi.
Kum'a geldiğinde babasının sağlığına kavuştuğunu öğrendi. Havza derslerinin nitelik ve niceliğinden haberdar olmak için birkaç ay Kum'da kaldı. Bu müddet zarfında merhum Ayetullah Uzma Burucerdi'nin haric-i fıkıh dersine, merhum Ayetullah Damad'ın fıkıh ve usul dersine, merhum Allame Tabatabai'nin felsefe (Menzume) dersine katıldı. Recep ayında Erdebil'e giderek babasıyla görüştü. Babası geriye kalan ömrünü Necef ya da Kum'da geçirmek istiyordu. Aileyle birlikte Nece-f e gitmek mümkün olmadığından hep birlikte Kum'a gittiler. Kum'da küçük bir ev bularak tahsil ve tedrise başladılar. Babası için yaşam şartlarının Kum'da zor olmasından dolayı Erdebil'e geri döndü ve 1951 yılında orada Allah'ın rahmetine kavuştu.

 

KUM'DAKİ UĞRAŞLARI


1- Tahsiline Devam Etmesi
Ayetullah Uzma Musavî Erdebilîfnin Kum'da-ki en önemli işi öğrenimine ve araştırmalarına devam etmesi idi. O günün değerli üstatları olan; Ayetullah Burucerdi, Seyyid Muhammed Damad, Allame Tabatabai'nin derslerine, İmam Humeyni’nin (r.a) ahlak derslerine, merhum Ayetullah Uzma Gülpaygani, merhum Ayetullah Uzma Şeyh Murtaza Hairi ve merhum Ayetullah Uzma Hacı Seyyid Ahmed Hansari'nin fıkıh derslerine katılıyordu.
2- Ders Vermeye Devam Etmesi
İlim havzalarında eskiden beri süre gelen güzel bir âdet vardır. Bunun, talebelerin ilmi ve ahlaki rüştünde büyük tesiri vardır. Bu güzel âdet, tahsilin yanında tedristir. Yani talebe bir yandan öğrenir, bir yandan da öğrendiklerini öğretir. Erdebilî'nin Kum'daki uğraşlarından biri; Resail, Meka-sib, Kifaye, Menzume derslerinin tedrisi idi. Bunlar çoğunlukla genel (umumi) dersler şeklinde oluyordu. Bunların yanı sıra haric-i fıkıh ve haric-i usul derslerini de özel sınıflarda veriyordu.
3- Kur'an'la İlgili Çalışmaları
Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî'nin Kum'daki faaliyetlerinden birisi de, Kur'an'la ilgili çalışmaları idi. Haftada iki gün havzanın değerli âlimleriyle Kur'an tefsiri toplantısı yapıyordu. Bu toplantı kendisinin Kum'daki ikameti boyunca devam etti, Kum'dan ayrıldıktan sonra da toplantının diğer üyelerince devam ettirildi ve şimdiye kadar (1999) da devam etmektedir. Onun Kur'an toplantıları Erdebil ve Tahran'daki ikameti süresince de devam etti. Şimdi de asıl faaliyetlerinden birisi, Kur'an ilimleri ve tefsir çerçevesindedir. Bu mütalaalarının özeti olarak bazen çeşitli dergilerde makaleler yayınlanmaktadır.
4- Dergi Çıkarması
Kum'daki ikameti sırasında Mekteb-i İslâm adında bir dergi çıkarma işini diğer bazı âlimlerle birlikte üstlendi. Bu dergi, eşi görülmemiş bir şekilde tutuldu. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî, derginin kurucularından olmasının yanında makaleler de yazdı. "Kur'an'a göre din" başlığı altındaki yazı dizisi "Kur'an veya batmayan bir güneş" ve "Nuh tufanı" adındaki makaleleri bunlardandır. Bu dergiyle olan çalışması sadece dokuz sayı sürdü. Kum'dan ayrılmasından sonra dergiyle olan ilişkisi kesildi.
5- Tebliğ Seferleri
Ulemanın asli vazifelerinden birisi, İslam dininin ve ilahi ahkâmın tebliğ ve tervicidir. Zamanın hükümetinin âlimlere, özellikle siyasi kimliğe sahip olanlarına baskılar yapmasına rağmen, çeşitli şehirlere giderek Allah'ın dinini tebliğ etmek onun önemli faaliyetlerinden bir diğeriydi. Bu a-maçla havzanın tatil olduğu dönemlerde ülkenin çeşitli şehirlerine sefer yapardı. Şimdi bile Urumiye, Meşhed, Bender-i Enzeli, Dergez, Hamedan, Erdebil, Babul, Behşehr ve diğer şehirlerinde onun çekici ve coşkulu konuşmalarını hatırlayan şahıslar vardır.
6- Siyasi Faaliyetleri
Hiç şüphesiz, İslam insanın hem ahireti hem de dünyası için gelmiştir. Bundan dolayı siyasi meselelere girmek ve Müslümanların toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel durumlarına hassasiyet göstermek, ulemanın başta gelen vazifelerin-dendir. Siyasetle ilgilenen âlimler öteden beri Müslümanların kaderini belirleyecek konularda üzerlerine düşen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmek için büyük çaba sarf etmişlerdir. Aşağıda anlatacağımız olayda olduğu gibi:
Dr. Musaddık'ın başbakanlığı döneminde uluslararası Barış Kongresi'ni İran'ın dini ve siyasi şahsiyetleri başlangıçta teyit ettiler. Ama olayın iç yüzünün komünistlerle ilişkili olduğu açığa çıkınca, bu şahsiyetlerin çoğu teyitlerini geri çektiler. Ama Seyyid Ali Ekber Burkai ve Şeyh Muhammed Bakır Kumrei gibi bazıları, verdikleri desteği geri çekmeyerek, Kongrenin yapıldığı yere de gittiler. Burkai'nin dönüşünde Marksist gruplar onun için bir karşılama töreni düzenlediler. Kum İslami ilimler öğrencileri bunu protesto ettiler.
Emniyet Müdürlüğü önünde çıkan çatışmada bir kişi öldü, birkaç kişi de yaralandı. Gösteriler ve çatışmalar iki gün boyunca devam etti. Şah ve diğer bazı gruplar ise kendi hedefleri doğrultusunda olayı takip ediyorlardı.
Dr. Musaddık olayı araştırmak ve yatıştırmak için Melik Îsmaili'yi temsilci olarak Ayetullah Uzma Burucerdi'nin huzuruna gönderdi. Bu olayda öğrencilerin mübarezesini yönetenlerden biri olan Ayetullah Uzma Erdebilî, Ayetullah Uzma Burucerdi'nin temsilcisi olarak Melik Îsmaili ile görüştükten sonra Hz. Masume (a.s)'ın türbesinin avlusunda halka bir konuşma yaparak Ayetullah Uzma Burucerdi'nin mesajını halka ulaştırdı.

 

ERDEBİL'E DÖNMESİ


Ayetullah Uzma Erdebilî'nin ilmi, tebliği, kültürel ve siyasi alanlardaki yoğun çalışmaları, onun vücudu üzerinde olumsuz etkiler bıraktı. 1959 yılının Ramazan ayında hastalandı. Doktorların, kendisine oturduğu şehri değiştirmesi ve çalışmalarını azaltmasını önemle tavsiye etmeleri üzerine Kum'u terk etmek zorunda kaldı. 1960 yılında yaz tatilini geçirmek için Erdebil'e gitti.
Erdebil'e gittiği yılın yaz mevsiminde merhum Hacı Mir Salih Mescidi'nde tebliğ ve vaaz toplantıları düzenledi. Bu mescidin yakınlarındaki Molla İbrahim Medresesi'nin onarımı için girişimde bulundu. Yaz tatili sonrası Kum'a dönmeyi çok istemesine rağmen Erdebil uleması ve halkının ısrarıyla yılsonuna kadar orada kaldı. Ama kendisi tarafından başlatılan birçok çalışmanın yarım kalma durumunun söz konusu olmasından dolayı Erdebil'deki ikameti uzadı ve 1968’e kadar orada kaldı.
Burada onun Erdebil'deki ikameti boyunca yaptığı faaliyetlerden bir kısmını açıklayacağız:

 

ERDEBÎL'DEKİ FAALİYETLERİ


1 - İlmi Faaliyetleri
Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî'nin Erdebil'de kalmasıyla, Kum'da okuyan Erdebilli âlim ve talebelerden bir grup Erdebil'e dönerek kendisinin huzurunda Resail, Mekasib ve Kifaye'den ders almaya başladılar. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî bir süre sonra da haric-i usul ve haric-i fıkıh konusunda ders vermeye başladı.
Ders vermenin yanı sıra Erdebil İlim Havzası'nın yöneticiliği, medreselerin yapım ve onarımını, talebelerin maaşlarını temin etme, talebelerden bir kısmını köy ve şehirlere tebliğci olarak gönderme ve talebelerin sorunlarını imkân dâhilinde çözme sorumluluklarını üzerine almıştı.
2- Tebliği Faaliyetleri
Ayetullah Uzma Erdebilî'nin tebliği faaliyetleri bu müddet içerisinde hiçbir zaman durmamıştır. Minber konuşmaları, yatsı namazından sonra tefsir dersleri, çeşitli şahısların evlerinde haftalık ders toplantıları sürekli devam ederdi.
3- İktisadi Faaliyetleri
İmam Musa Sadr, Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî'nin öğrencilik dönemindeki eski dostlarından idi. O güney Lübnan'da fakirlikle mücadele ve fakirlere yardım amacıyla bir kuruluş oluşturmuştu. Erdebilî de bundan ilham alarak mahrum bölgelerden olan Erdebil şehrinde fakirliği azaltmak ve fakirlere yardımda bulunmak amacıyla bir fabrika kurmaya karar verdi. Bir süre araştırmadan sonra bazı şahısları infak ve sadaka toplamak için görevlendirdi. El sanatları için bir eğitim merkezi açılmasına, fakirlerin buralarda eğitim görmesine, ürünlerini satıp gelirlerinin kendilerine verilmesine karar verildi.
Çorap ve triko dokuması ile işe başlandı. Bunun için bir bina tahsis edildi. Bu merkez genişleme durumundayken Şah rejimi bunu engelledi. Zamanın SAVAK Erdebil müdürü şöyle demişti: "Biz bu mollaları kontrol altına almak, hatta ortadan kaldırmak istiyoruz. Onlarsa öyle bir iş yapıyorlar ki, eğer onlarla karşı karşıya gelirsek yüzlerce ya da binlerce insanla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz olacaktır. Bunların halkın yaşantısının dışına itilmesi için çok zahmetler çekilmiştir. Ama eğer bu gibi işler yapmaya kalkışırsa, bunlar yeniden halkın içine döneceklerdir. Her ne pahasına olursa olsun, bu iş engellenmelidir.”
Bu yüzden halkın müesseseyle tanışması ve yardım etmesi için belirlenen günde SAVAK memurları müesseseye saldırdılar ve orayı kapattılar. Hz. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî de evinde tutuklandı. SAVAK bu müesseseye yardım edecek olan herkesi tutuklayacağım ilan etti. Böylece bu müessesenin çalışmasını durdurmuş oldu.
4- Siyasi Faaliyetleri
Hz. Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî'nin siyasi fikirleri çocukluk döneminden itibaren ailede gördüğü terbiyeyle şekillenmişti. Onun siyasi görüşleri, sohbetlerinde, konuşmalarında ve tebliğlerinde kendini gösteriyordu. Bunlara örnek olarak Urumiye'deki yedi yıl boyunca yaptığı ateşli konuşmalarını gösterebiliriz. Erdebil'e yerleştiği 1960 yılından itibaren siyasi faaliyetleri, tüm faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası idi ve sürekli rejim tarafından takip altındaydı.
Pehlevi rejimi onun bütün çalışmalarını -minber, konuşma, tedris, gidip gelmeler, misafirlikler, mektuplar vs.- kontrol altında tutuyordu. Hatta medrese inşa ettiğinde veya fakirler için yardım çalışmaları yaptığında sadece kendisi değil, medresedeki öğrenciler de tutuklanıyor, sürgün ediliyor, işkencelere uğratılıyorlardı.
Rejimle olan açık çatışmalarından birisi, A-raplar ile İsrail arasındaki altı günlük savaş sırasında oldu. Zamanın bütün yayın organları İsrail yanlısı Arapların aleyhinde yayınlar yapıyorlardı. Ayetullah Uzma Erdebilî minberde çok şiddetli bir şekilde Arapları ve Müslümanları savundu. Rejim onu tutuklama ve Tebriz'e sürgüne gönderme kararı aldı. Erdebil âlimleri ve cemaat imamları birleşerek onun mescidine gittiler. Rejimin Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî'yi tutuklaması halinde bütün mescitleri kapatıp şehri boşaltacaklarını ilan ettiler. Pehlevi rejimi âlimlerin direnişi ile karşılaşınca, yapacağı şeyin sonucundan korktu ve onu tutuklamaktan vazgeçti.
Başka bir tepki de, kapitülasyonun onaylanması sırasında oldu. Onun teşvikiyle halk dükkânlarını açmayarak bunu protesto etme kararı aldılar. Rejimin adamları konuya el atarak bu protestodan önce halkı tehdit ederek mağazaların kapanmasını engellediler ve Ayetullah Uzma Erdebilî'yi takibe aldılar. Rejimin kendisine uyguladığı bu baskı ve zulümler sonucunda Erdebil'i terk etme kararı aldı. Buna sonraki bölümlerde değineceğiz.
5- "Cemal-i Ebha" Kitabının Telifi Bahaîlerin, eskiden beri Erdebil şehrine olan ilgileri birkaç sebebe dayanmaktadır:
1- Hay harflerinden birisi (Ali Muhammed Bab'ın ilk on sekiz takipçisi) Molla Yusuf Erdebilî adında bir şahıstı. Erdebil ahalisinin tanıdığı bir şahsiyet olmamakla beraber adı Bahaîlerin tarih kitaplarında geçmektedir. Erdebil yakınlarında Molla Yusuf adında bir köy vardır. Bahaîler bu köyün Bahailik kitaplarında zikredilen Molla Yusuf a mensup olduğunu zannetmekte, bu yüzden bu köyü mukaddes bilmektedirler.
2- Emin-ül Ulema adında bir şahıs 1959 yılında Erdebil'de yaşıyordu. Bu şahıs halk arasında Bahaî olarak tanınıyordu. Ramazan ayında bir şahıs onu orucunu yerken gördü. Neden orucunu açık bir şekilde yediğini sordu. O ise şöyle cevap verdi: "Bugün Ramazan ayının 21. günüdür. Ali (a.s)'ı bugün öldürmüşlerdir. İlahi düzen bozulmuş, birbirine girmiştir. Kimsenin kimseyle işi yoktur. Sen de orucunu yersen sakıncası olmaz." Adam bunu duyunca sinirlenip onu bıçaklayarak öldürdü. Bahaîler onu Bahaîliğin bir şehidi olarak bilirler.
3- Bahaîlerin Erdebil'de iki veya üç tane vakıf evleri vardı. Bunlardan birini gizli olarak Bahailik kütüphanesine çevirmişlerdi.
4- Erdebil şehrinin Seyyah ve Ensari gibi bazı devlet adamları Bahaî idiler.
Bütün bu etkenler, Bahaî mübelliğlerinin özellikle yaz aylarında oldukça güzel bir havası olan Erdebil'e çok gidip gelmelerine sebep olmuştu. Bu mübelliğlerin muhatapları daha çok gençler ve öğrenciler idi. Bu toplantılara giden bazı gençler Hz. Ayetullah Musavî Erdebilî'ye başvuruyor, işittikleri konuları ona açıyor ve cevaplarını istiyorlardı. O gençlere "Söyledikleri sözler karşısında siz cevap vermeyin; onları yazın ve onlara, biz araştırdıktan sonra cevabını vereceğiz, deyin." Diye tavsiyede bulundu. Onlar da birçok konuyu not ediyor, uygun cevabı kendisinden alıyorlardı. Verilen cevapların dakik ve mesnetli olması için, Bahaîlerin kendi kanyak kitaplarına müracaat etmek gerekiyordu. Bu iş, Bahaîlerin Erdebil'de tesis etmiş oldukları kütüphanedeki kitapları elde etmekle mümkün oldu.
Bütün bu soru cevaplar ve Bahailik hakkındaki geniş notlar, sonuçta "Cemal-i Ebha" adlı bir kitabın Ayetullah Uzma Erdebilî tarafından telif edilmesine yol açtı ve on bin adet basıldı. Merhum İmam Musa Sadr bu kitabı görmüş ve Arapça'ya tercüme ettirmek için girişimde bulunmuştu, ama buna fırsat bulamamıştı.

 

ERDEBİL'DEN TAHRAN'A HİCRET


Hz. Ayetullah Erdebilî'nin Erdebil'deki siyasi faaliyetlerinin artması, rejim güçlerinin kendisine yaptığı baskıların artmasına sebep oldu. Defalarca evi SAVAK memurları tarafından saldırıya uğradı. Sonunda Hz. İmam (r.a) ile meşveret ederek, Erdebil'den hicret etme konusundaki görüşünü sordu. İmam cevabında şöyle buyurdu: "Biz âlimlerin şehirlerini terk ederek Tahran veya Kum'a gitmelerini uygun bulmuyoruz. Ama galiba sizin yolculuğa çıkmak mecburiyetinde olma durumunuz var. Her halükârda kendiniz daha iyi bilirsiniz. Siz daha uygun bir karar alabilirsiniz."
Bunun üzerine Ayetullah Erdebilî, Erdebil'den hicret etmeye karar verdi. Ama SAVAK memurlarını yanıltmak ve muhtemel eziyetlerinden korunmak için buna uygun bir delil göstermeliydi.
1968 yılında Meşhed yakınlarında büyük bir deprem oldu. Zamanın hükümeti kendisini halkçı göstermek amacıyla, kendi adına halktan yardım toplamayı denedi. Şehir meydanlarında çadır kurdurarak bildiriler dağıttırdı. Ama bir sonuç alamadı. Bunun karşısında şehirlerin âlimleri depremzedeler için halkın yardımlarını toplamaya koyuldular. Bu doğrultuda Ayetullah Uzma Erdebilî de bazı dostlarıyla birlikte bildiri dağıtarak halkı camiye çağırıp halktan yardım topladılar. Ayetullah Uzma Milani'nin Meşhed'de ikamet ediyor olmasından dolayı, toplanan yardımların muhtaçlara ulaştırılması için ona gönderilmesi kararı alındı. Bu olay sonucu Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî yardım ulaştırma görevlisi olarak ve Cemal-i Ebha kitabının basımı bahanesiyle, kimsenin dönmeyeceğinden haberi olmadan Tahran'a hareket etti.

 

TAHRAN'DAKİ FAALİYETLERİ


Ayetullah Uzma Erdebilî 1968 yılının yazında Tahran'a gitti. Birkaç gün sonra Nusret Caddesinde bulunan Emir-ül Müminin (a.s) Camiinin cemaat imamlığını üstlendi. Dostlarının ve hemşehrilerinin kendisinin Tahran'da kalmasına çok karşı çıkmalarına rağmen, ev bulduktan sonra ailesi de Erdebil'den Tahran'a hicret etti.
Tahran'a yerleştikten sonra Emir-ül Müminin (a.s) Camii'ndeki imamlığının ve vaazlarının yanı sıra haric-i fıkıh (Kitab-ul Humus) ve Esfar'ın birinci cildini bazı genç ve başarılı talebelere ders vermeye başladı. Bunlara ilâveten hemfikir dostlarından bazılarıyla bir felsefî bahis halkası kurdular. Birkaç gün sonra da Şehid Ayetullah Beheşti, Şehid Ayetullah Mutahhari, Şehid Hüccet'ül İslam Müfettih ve diğer birkaç kişiyle beraber Kur'an ilimlerinde araştırmalara başladı. Bu iş için Emir-ül Müminin Cami'inin yakınlarında bir yer ayarlandı. Orada araştırma için bir kütüphane kuruldu. Ayrıca yatsı namazından sonra Emir-ül Müminin camii'nde sürekli olarak Ayetullah Uzma Erdebilî tarafından tefsir dersi veriliyordu.
O günün İran'ında yaygın olan ilhadi (ateist) fikirler karşısında, konuşma, ders, akidevi ve kültürel konuların araştırılması için bir merkeze olan ihtiyaç günbegün artmaktaydı. Bu amaçla Perçem Caddesinde Tevhit Camii ve Kültür Merkezifni açtı. Burası İran'ın birçok dini hatipleri ve mütefekkirlerinin konuşmalarına ve ders vermelerine i mekân oldu. Bu hedef doğrultusunda Tahran'da Müfîd Ortaokulu ve Lisesini kurdu. Bu merkezler şimdi de faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bütün bu merkezler Emir-ül Müminin Mektebi Yardımlaşma Kurumu (Müesseses-i Hayriyye-i Emir-ül Müminin) adındaki bir kurumun kontrolü altındaydı. Bu kurumla ilgili bilgilere ilerde değineceğiz.
Bu faaliyetler 1979 yılına kadar devam etti. Bu tarihte Müslüman İran halkının mücadelesinin şiddetlenmesiyle Ayetullah Uzma Erdebili'nin faaliyetleri de yeni boyutlar kazandı. Onun inkılâbın ilk on yılındaki faaliyetlerini anlatabilmek için daha geniş bir fırsat gerekmektedir. Ancak onun inkılâp öncesinde Tahran'da ikamet ettiği on yıl içerisinde yaptığı faaliyetleri şöyle özetleyebiliriz:
1- İlmi ve Kültürel Faaliyetleri
İslami ilimler öğrencileri için haric-i fıkıh ve usul ile Manzume'nin birinci cildini; üniversite öğrencileri için Usul-i Felsefe ve Reviş-i Realizm kitabını, tekâmül, tarih felsefesi, diyalektik ve tezat konularının tedrisi; camiye gelenler için tefsir dersleri, çeşitli gruplarla felsefenin temelleri hakkında konuşmalar ve tartışmalar; Kur'an ilimleri konusunda çeşitli mütefekkir gruplarla araştırmalar, Ayetullah Uzma Erdebilî'nin Tahran'daki ikameti boyunca yaptığı faaliyetlerdendir.
Bu faaliyetler o kadar genişledi ki rejim tedirgin olmaya başladı. Sonuçta SAVAK memurları, araştırma merkezine saldırarak orada bulunan bütün eşyaları yağma edip, kütüphaneyi darmadağın ettiler. Ardından araştırma notlarını götürüp, merkezin kapanmasına sebep oldular.
2- Emir-ül Müminin (a.s) Yardımlaşma Müessesesi'ni Kurması
1969 yılında kültürel faaliyetleri daha sistemli bir şekilde yapmak için, birkaç arkadaşıyla birlikte Emir-ül Müminin (a.s) Yardımlaşma Müessesesi'ni kurdu. Bu kurum kurulduğu günden bu yana Allah'ın lütfüyle birçok hizmetin kaynağı olmuş ve olmaktadır. Üç cami, bir kültür merkezi, dört tane ortaokul, lise ve üniversite (Dar-ul İlm-i Müfıd), bu müessese tarafından yaptırılmıştır. Dar-ul İlm-i Müfıd hakkında ileride bahsedeceğiz.
İnkılâbın ilk on yılında, yani 1979'dan 1989 yılına kadar, ülkenin özel koşullarından dolayı Hz. Ayetullah Uzma Erdebilî'nin hayatında bir değişiklik meydana geldi. Bu değişiklik, kendisinin faaliyet vaktini iki ayrı bölüme ayırmasını gerektirdi. Bir bölümü ilmi ve kültürel faaliyetleri, diğer bölümü ise devlet yönetimindeki faaliyetleri idi. Burada sadece birinci bölümü çok geniş olduğundan bu kitapçığın kapasitesini aşmakta ve başka bir fırsatı gerektirmektedir.

 

İNKILÂBIN İLK ON YILINDA İLMİ, FİKRİ VE KÜLTÜREL FAALİYETLERİ


İnkılâbın ilk on yılı müddetinde Ayetullah uzma Erdebili’nin ilmi ve kültürel faaliyetleri farklı ve şekilde devam etti. Kendisinin yeni çalışmaları arasında, ceza ve hukuk kanunlarının düzenlenmesi ve bunların İslam dini ve fıkhı ile uyumluluğunun sağlanması bulunmaktaydı. İnkılâp öncesi kanunlar genellikle Avrupa kanunlarından alınmış olmasından dolayı yeni kanunların düzenlenmesi çok vakit gerektiren bir işti. Bu amaçla fakihler ve hukukçulardan oluşan bir heyet kuruldu ve bu vesileyle yeni kanunlar İslam kanunlarına uygun olarak düzenlendi.
Diğer taraftan bazen mahkemelerde kanunlarda öngörülmeyen durumlar meydana geliyordu. Hâkim bu konularda fıkıh ve hukuk kitaplarından hüküm çıkaramıyordu. Bu durumlardaki yönlendirme ve şer’i hükümleri çıkarma işi, ayrıca onun meşguliyetlerinden idi.
Yargı gücünün bir diğer sorunu da, emekliliğe ayrılan veya görevden alınan hâkimlerin yerine atanacak kimselerin idari işleri bilmemeleriydi. İslam’a göre hâkimin şartlarından birinin fıkhi konularda içtihada ulaşmış olması gerektiğinden hâkimlerin havza ulemasından olması gerekiyordu. Fakat kum ve Necef ilim havzalarında daha çok namaz. Oruç gibi ibadet konuları okutulduğundan kadılık, hudud, diyat, kısas kitaplarının tedrisi ilim havzalarında fazla yaygın değildi. Yargı organında çalışanlar çoğunlukla İslam hukuk bilgisine fazla sahip değildiler.
Diğer taraftan kadılıkla ilgili konuları içeren kitaplar, bugünkü toplumların tüm sorunlarını kapsamıyordu. Bütün sorunlar birleşerek Yargı Gücü için büyük müşküller yaratmıştı. Bu sorunların halli için, Ayetullah Uzma Erdebilî, haric-i kaza dersinin tedrisine başladı. Aynı zamanda "Fıkhu'l-kada" kitabını yazdı. Bu kitapta eski fıkıh kitaplarının metinlerinde olmayan şimdiki toplumların büyük gereksinim duyduğu yeni konuları inceledi. Başka bir ilmi faaliyeti de, ülkedeki yaygın ticaret, para, banka işleri ve bunlara hâkim olan iktisadi sistem vb. konularda ilmi ve fıkhi araştırmaları olmuştur. Bu konuların incelenmesi yeni kurulan bir İslam Cumhuriyeti'nde çok büyük bir gereksinim idi ve daha önce bu konularda geniş çalışmalar yapılmamıştı. Bu çerçevede Ayetullah Uzma Erdebilî, kapitalist ve sosyalist ekonomi sistemleri ve bunların İslam'ın ekonomi sistemiyle kıyaslanması hakkında geniş mütalaalarda bulundu. Bu mütalaalarının sonuçlarını kitap haline getirdi.

 

TEKRAR KUM'A HİCRET ETMESİ


1989 yılının 4 Mayısında Hz. İmam Humeyni (r.a) vefat etti. Ayetullah Uzma Erdebilî, bu hadiseden sonra aynı yılın Ağustos ayında Kum'a hicret etti. O İmam (r.a)'ın sağlığında defalarca üstlendiği sorumluluklardan ayrılarak ilmi çalışmalarda bulunmayı kendisiden rica etmiş, ancak olumsuz cevap almıştı.
Ayetullah Uzma Erdebilî'nin Kum'daki çalışmaları şunlardır:
1- Ders Verme ve Araştırma
Tekrar Kum'a yerleşmesinden sonra haric-i fıkıh ve usul derslerini vermeye başladı. Bu müddet içerisinde (1997 yılına kadar) haric-i usul ve kadılık, hudud, diyat, kısas, şehadat gibi cezaî konuları tedris etti. Aynı zamanda bunları kitap haline getirdi. Bunlardan Fıkh-ud Diyat ve Fıkh-ul Kısas kitapları yayınlanmış, Fıkh-uş Şehadat kitabı ise basılmak üzeredir. Ayrıca bu müddet zarfında tatil dönemlerinde kitab-ı şirket (ortaklık), içtihat, taklit ve sigorta bahislerini tedris etti. Bunlardan Fıkh-uş Şirket kitabı basılmıştır. Şu anda ise İslam'da mali konuların tedrisini yapmaya karar almış, bunu kitab-ı Muzarebe'den başlamıştır. Bu konular da yazılmıştır ve Allah'ın izniyle basılacaktır.
2- Müfid Üniversitesini Kurması
Hz. Ayetullah Erdebilî Kum'da eğitim gördüğü zamandan beri her basiretli öğrenci gibi havzanın eksiklikleri üzerinde düşünüyor ve bu eksikliklerin giderileceği bir günü arzuluyordu.
Havzanın en önemli eksikliklerinden birisi programlarının eskisi gibi olması ve hiçbir değişikliğin meydana gelmemesidir. İnsanların yaşantısının değişmesiyle meydana gelen değişikliklerden dolayı ortaya çıkan yeni konular eski ders programının kitaplarında bulunmamaktadır veyahut da yeterince işlenmemiştir. Uluslararası hukuk, sınırlar ahkâmı, denizler, kara suları, mukaveleler, uluslararası anlaşmalar, vatandaşlık, banka, sigorta, para gibi ekonomik konular, hükümet, yasama, yürütme, yargı organları, medya gibi toplumsal unsurlar, yeni toplum bilim, yeni felsefe ve kelam, hukuk, siyaset gibi bilim dalları akademik olarak ilim havzalarında yeterli derecede işlenmemektedir.
İslam toplumlarının büyük gereksinimine rağmen şimdi bile bu konularda büyük bir boşluk göze çarpmaktadır. Öte taraftan İslam devletinin yönetimi için havza ilimlerini tam olarak bilmelerinin yanı sıra yeni ilimleri de bilen uzman âlimlere ihtiyaç vardır.
Ayetullah Erdebilî bu sorunların ve eksikliklerin halledilmesi için tekrar Kum'a yerleşmeye karar verdiği sırada "Dar-ul İlm-i Müfid" adında bir üniversite açtı. Bu üniversitenin hedefi, insani ilimlerin öğretilmesi ve diğer ideoloji ve okulların görüşlerinin yanı sıra İslam'ın da görüşlerinin incelenmesidir.
Bu üniversitede şu anda hukuk, iktisat, felsefe, siyasi bilimler, Kur'an ilimleri dallarında lisans ve yüksek lisans seviyesinde eğitim verilmektedir. Doktora sathında da eğitim verilmesi ve diğer bazı dalların da mevcut dallara eklenmesi düşünülmektedir.
Altı yüze yakın havza öğrencisi bu üniversitede eğitim görmektedir. Havza öğrencilerinin bu üniversiteye girme şartları şunlardır:
1 - Şerh-i Lüm'a ve Usul-u Muzaffer derslerini bitirmiş olmak.
2- Lise mezunu olmak.
3- Üniversite sınavını kazanmış olmak.

Ayrıca üniversiteye kabul edilen öğrenciler üniversite derslerinin yanında havza derslerine de devam etmek zorundadırlar.

 

AYETULLAH UZMA ERDEBÎLÎ'NİN ESERLERİ


1-FıkıhveUsul
    a) Yayınlanan Eserleri:
        -Fıkh-ul Kaza
           
 1. cilt
             2. cilt
        -Fıkh-ul Hudut ve Ta’zirat
        -Fıkh-ud Diyat
        -Fıkh-ul Kısas
        -Fıkh-uş Şirketi ve't-Te'min
    b) Yayınlanmayan Eserleri:
        -Fıkh-uş Şehadat
        -
Fıkh-ul Muzarebe
        -Hıyarat-ul Mekasib'e Haşiye
        -Haric-i Usul Dersleri
2- Diğer konular
    a) Yayınlanan Eserleri:
         -Cemal-i Ebha (Bahaîliğin reddi)
         -Kur'an tefsirinde makaleler
    b) Yayınlanmayan Eserleri:
        - Ahlak (Müfıd Üniversitesi'ndeki tedrisler)
        - İktisat (dört cilt)
        - Kitap ve Sünnete Göre İktisat